FRACTAL  resimler için 
 diğer sitelerim
 

 

 

 
 

 

  • SPK1                 
  • SPK cevap
  • SPK cevaba cevap

 

İLK BEN YAZIYORUM

Efendim bendeniz SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) ile 1992 den beri davalıyım. Tabii hukuki platformda. Ama ilişkimiz 1990 yani Borsa Aracı kurumumu kurduğumdan bu güne dek, şu Türk-Yunan uçaklarının Ege hava sahasındaki durumlarından farklı değil. Sanki ben, bu vatanın evladı, çalışan devlet memurlarının maaşının ödendiği devlet bütçesine vergileri ile katkıda bulunan, bu canım kadar sevdiğim vatanın, hortumu bahçe sulama araçlarından başka bir şey olduğunu son yıllarda öğrenmiş vatandaşlarından değilim. Kaçındıkça üstüme gelen bu kuruldan bir türlü "oh şükürler olsun, bu gün nihayet bizi insan yerine koyup, davrandılar" diye bahsedemedim. bu 13 yıldır süren dava esnasında SP Kanunu iki kere değişti. Afganistan huzura kavuştu !!! Irak Saddam'dan kurtulup meclisini bile kurdu, demokrasiyi yedi yuttu, biz ülke olarak nerdeyse Avrupa Birliğine girdik, ama benim SPK 'u ile ilişkilerim bir türlü düzelmedi. Diyeceksiniz ki: Hangi Devlet Dairesi ile aran yağlı-ballı, hangisinde insan muamelesi görüyorsun ki orada göresin. belki siz haklısınız ama ben bunu burada yazamam.

Gelelim hikayenin devamına. Bu dava muhtelif kademelerden, muhtelif zamanlarda geçti. Davanın arasında 2001 yılında "ben yaptım mı, olur" tavrı ile bana yüklü bir para cezası verdiler, kamu borcu olduğundan (aklınızda olsun kamu borcunu bir hafta içinde ödemezseniz direkt hacze uğrarsınız) hemen ödedik sonra hukuki yoldan hakkımızı aradık. aksi mümkün değil. hakkınızı aramak için önce ödeyeceksiniz. neyse dava devam etti, kazandık. SPK temyiz etti. Temyiz kararı bozdu bizi haksız, SPK'yı haklı ilan etti. Ben kararı NORMAL buldum. Davaya bakan Hanım Hakim (Hanım Efendi için bir sıfat var ama yazamıyorum, zira bu sıfat erkekler için kullanılır) tam Hakimmiş (nesilleri tükeniyor) kararı Temyize "benim kararım doğru ve kanunlara uygun, senin kararın yanlış" deyip iade etti. Yani kararında ısrar etti. Hukuk, Adalet adına ve de Türk Milleti Adına HELAL OLSUN diyorum.  Netice: DAVAMI KAZANDIM. Diyeceksiniz ki: Kazandın da ne oldu? Bakın anlatayım.

Kazandığımın haberini, resmi ismi "Merkezi kayıt Kuruluşu A.Ş." olan ama kendilerine "Yatırımcıları Koruma Fonu" diyen Kamu veya özel olduğu meşkuk bir kuruluşun bana yolladığı yazıdan aldım. "ödemek zorunda" kaldığım para cezasının iade edileceğini bunun için yapılması gerekenleri de bildiriyordu. Davalı olduğum SPK herhalde onuruna yediremediğinden olacak aracı kullanıyor veya kağıt ve iş gücünden tasarruf etmek için kendisi bizzat bu işi üstlenmiyordu. Ha aklıma gelmişken söyleyeyim. SPK size bir yazı yollayıp cevabını bir haftada alamazsa, yandınız. Derhal daha ömrünün yarısına erişmemiş, dayısı sağ olan biri tarafından bir günde 5 vakit telefon fırçası yersiniz. Sizin yaşınız, eğitiminiz, pozisyonunuz ne olursa olsun. Çünkü o devleti temsil ettiğini ve devletin milletin üstünde bir varlık olduğunu kabullenmiş, büyükleri ona bunu öğretmiştir. Hal böyle iken 1997 yılında SPK'ya yazdığım bir yazının cevabını sayısız tekit yazısı yolladığım halde bu güne dek alamadım. Bundan sonra alsam ne yazar ki?

Hikayeye devam: Bu ne olduğuna karar verememiş kuruluşun adresi "Süzer Plaza kat 2" gümüşsuyunda. Gittim. orası neresi diye sormayın. Hepiniz biliyorsunuz. peki hala bilmiyormuş gibi bakanlara hatırlatayım: hani bir zamanlar SPK İstanbul irtibat bürosu için bir "PLAZA" da bir kat almıştı, 30 milyon amerikan doları vermişti de gazeteler yazmıştı, işte o plaza. Herkes "PAHALI" demişti. Yok canım hep bunlar "çekemeyenlerin iftirası". ben bir zamanlar bir holdingde çalışırken bu gün hava alanı yakınında 23 katlı "five-star" otel planlamıştım Yapıldı bitti kaç senedir de işletiliyor. 60 milyon US$ a mal oldu. Hem de çatalı-kaşığından yorgan-çarşafına kadar tekmili birden bu paranın içinde. Plaza bunun yanında hiçte pahalı değil !!! bir de geçen zaman içinde "DOLARIN ENFLASYONUNU" düşünürsen BEDAVA !!! Neyse yine konudan uzaklaşmayalım. Güvenlikte 2. katta olduklarını teyit ettirdim. Buldum muhteşem asansörü, girdim, bastım 2' ye. Durdu indim 2. katta. Bir tuhaflık var: İndiğim yer zifir karanlığı. asansörün kapısı zırt dedi kapandı. Çakmak yok, kibrit yok, cep feneri hiç yok (bundan sonra deprem çantamı yanımda taşıyacağım, onun içinde var) kaldım mı karanlıkta çaresiz. Allah'tan kadın değilim, yoksa iffet gidecek, dillere düşeceğiz. Panik başladı. Ufak ufak sürünerekten duvarı buldum. El yordamı ile duvarı takip edip asansörü bulma gayretindeyim. ama maalesef oriyantasyon kayıp. Ne nerede, kuzey güney neresi kayıbım. Kaç tur attım bilmiyorum. O gün sadece kahvaltı etmişim, öğle yemeğini Allah'tan yememişim. yoksa bir de iç çamaşırı ihtiyacı doğacak. duvarla, alüminyum olması muhtemel asansör kapıları arasında sıcaklık farkı da yok ki el teması ile fark edebileyim. Derken elime bir şey değdi. aklınıza gelen değil. Asansörün düğmesi. Bastım, girdim, 3'e bastım bir üst kattakilere adresi sormak için. asansörden indim baktım, bizim hazretler bu katta ikamet etmekte. Cam bir kapı. Sağdaki muhtemelen tasarruf olsun diye kilitlenip sabitleştirilmiş, tek kapı çalışıyor. Demek ki ya müşteri az veya milleti terbiye ediyorlar, düzen sağlıyorlar. Düzen deyince aklıma rahmetli Bölükbaşı geldi. Hep meydanlarda seçim nutuklarında " düzen katiyen değişmez, hep düzülenler değişir" derdi. Nur içinde yatsın, kıymetini bilememişiz. İçeri girdim karşıda kapı ağzında bir hanım kızımız oturuyor. Ağız ve diş sağlığının yeni icat çikletlerle korunduğu inancında. "Buyurun" DEMEDİ. Ben "iyi günler" dedim. Derdimi anlattım, ilgili geldi. Boyu benden kısa ama yukarıdan bakıyor. yeni bir yöntem değil, bunların babası da böyle idi. Oldum olası tüm devlet mensubu kişilerde bu Allah vergisi bir olgu. eleştirmek bize düşmez. Böyle olamıyoruz diye de üzülmeyin. OLAMAZSINIZ. Zira zaman zaman açılan sınavlara on binlerce müracaat var, beş kişi alınıyor. Yani şansınız on binde beş, iki binde bir. ÖSS den bile az. Neyse gelen ilgili benden yazılı olarak istenen tüm evrakları getirmiş olmama karşın "camilerdeki ibrikçi edası" ile başka şeylerde talep etti. Onları da ilave ettikten sonra bu gün git dedi ama yarın gel demedi. Kendisine huzurlarınızda şükranlarımı arz ederim. Ayrılırken "Antetli kağıtlarında 2. kat yazdığını, ama 3. katta millete hizmet verdiklerini" söyledim. Cevap: "Ya Antetli kağıda yanlış kat yazmışlar, zaten 2. katta da uzun zamandır kimse yok" oldu. Ben de içimden, bendeki de akıl, tabii kata 30 milyon dolar verirlerse bir yerden tasarruf edecekler, yeniden kağıt bastıracak değiller ya. Hiç milletin parası öyle lüzumsuz yerlere sarf edilip çar-çur edilir mi? yuh bana dedim. İkinci katta karanlık ve ıssız da olsa, adam kesilecek, ırza geçilecek değil ya. Hem olsa da inanın kimseler duymaz.

Netice:

  • Siz bana bakmayın bu yolda devam edin ama edindiğiniz deneyimleri de bana yazın, yazın ki birileri belki okur da faydası olur.      geri dön                                                                                                              başa dön 

 

işte size SPK - İMKB - TMSF üçgeni

oku oku ipe diz

Önce 25 03.2005 tarihli Hürriyet Gazetesinden bir kupür verelim, okuyun içiniz açılsın, arkasından yorum gelsin:

 

 
Efendim geçen hafta size "Süzer Plaza, Yatırımcıları Koruma Fonu binasına gittiğimi ve yaşadıklarımı yazmıştım (okumak isteyen TIKLASIN). Tabii hatırladınız. İşte yukarıdaki kupür, adresi 2. katta, kendisi 3. katta olan, SPK 'nun uzantısı olan Yatırımcıları Koruma Fonu'nun ikamet ettiği binanın nasıl hizmet alındığını yazıyor. İşini sadece yazışma ve bankalarla yürüten, yürütürken her halde internet kullanan (gerçek ne bilmiyorum, zira Ziraat Bankası ile çalışıyorlar ve kendileri de interneti ne kadar kullanıyorlar? bilgim dışında) bu kuruluş, mükemmelen şehir hudutlarına yakın yerdeki bir binada çalışabilirler, mesela, Sarıgazi Trafik Müdürlüğü ile yer değiştirebilir. Zira günde binlerce vatandaş sırf "birinin" rastgele yaptığı araç dağıtımı neticesi İstanbulun muhtelif yerlerinden tarfik işlemleri için Sarıgazi'ye girmek zorunda. halbuki Yatırımcıları Koruma Fonu' na yılda birkaç kişi gidiyor. Haaa burada durun, ben yine yanlış yoldayım. Peki Yatırımcıları Koruma Fonu'nda çalışan  o kadddar  muteber kişi nasıl Sarıgazi'ye gider? işte ben bunu düşünemedim. Yuhh bana.
 
Görüyorsunuz zamanında neler olmuş neler. Benim aracı kurumumu (meraklısı TIKLAsın okusun hikayeyi) her sene yeniden değerleme oranında sermayesini nakten ve peşinen artıramadı diye kapanmasına karar verenler bakın neler yapmış. Paraları yetmediği için (benimde yetmiyordu) İMKB'den, müstakbel alacaklarından mahsup edilmek üzere FAİZSİZ BORÇ almışlar.  Helal olsun "iş bilenin kılıç kuşananın". (benim böyle bir imkanım yoktu, BUL, nasıl bulursan bul yoksa belgeni iptal ederiz dediler ve İPTAL ettiler, ALLAH kendilerinden razı olsun) Unutmadan söyleyeyim İMKB'nin kuyruğu SPK'nın elindedir. İMKB yönetimi destur almadan tuvalete bile gidemez. VER deyince VERMEK zorundadır.
 
Peki İMKB parayı nereden, nasıl bulmuş? Akdeniz kurnazlığı ile İMKB'ce uydurulmuş "FAZLA KULLANIM FAİZİ" adı altında ekonomi ve finans dünyasında çığır açan bir BULUŞ ile. Faiz haddi ne kadar biliyor musunuz? Biraz okumaya ara verin ve dudaklarınıza krem sürün, çatlamasın, ben sizi bekliyorum. Tamam geldiniz mi? Hemen söylüyorum: %1107 ile %4474 arasında değişen faiz oranları ile sulamışlar zavallıları (bu zavallılar siz biziz, bunu hemen açıklayacağım). Ama daha önce temerrüt faizi olarak ta %210-280 almışlar, %1107 ile %4474 üstünün kaymağı. Bu kadarla kalınsa belki kimse bir şey demezdi benim canım yurdumda, ama yokkk bu kadarla kalmaz uyanık kişiler. Devamı ne biliyor musunuz? Birde bu faizleri GERİYE DÖNÜK tatbik etmişler. OOOHHHHH suyundan da KOY.
Peki Bundan SİZE ve BİZE ne? bütün bunları kim ödedi? BATIK denen BANKALAR. Onların borcunu kim ödüyor? DEVLET BABA. Onun açığını KİM kapatıyor? SİZ BİZ yani benim canım YURDUM İNSANI.
 
Ne diyeyim KALIN SAĞLICAKLA.     geri dön                                                                                                 başa dön
 
 
 

(geçmişte yazmıştım)         

SİLAH RUHSATIM:        
efendim üzerinize afiyet zatıma ait bir ateşli silah (tabanca, smith-wesson magnum, sanki güney-doğuda terörist avına çıkıyoruz) ve de buna ait bir ruhsatım var. bu ruhsat rüsum ve vergileri azzıcık !! artınca bende taşıma olan ruhsatımı bulundurmaya çevirdim (hediyesi 500 milyoncuk). bu arada işyerimi değiştirdim, tabii bu bana daha da pahalıya patladı. zira elektrik, su, telefondan tutunda, zarftı, kaşeydi derken don dahil her şeyi değiştirmek zorundasınız (sakın iş yerinizi değiştirmeyin, değiştirirseniz de kimseye haber vermeyin), parası bir yana formalite ve de BÜROKRASİ adamı öldürmeyip, mübalağasız bir iki yıl süründürüyor (tabii işi ciddiye alıp, benim gibi alık vatandaş iseniz). bu arada tabii silah ruhsatında da adres değişikliği gerekiyor. ben de her!!! duyarlı vatandaş gibi kaymakamlığa taahhütlü yazı ile müracaat ettim (sıkıysa etme, bir kere ruhsat almış kayda geçmişsin, ruhsat almayanlar akıllı ve de haklı). aradan 2.5 ay geçti tık yok. bir arayıp sorayım dedim. yoksa 6 ay geçerse ruhsat iptal ve silaha elden gidiyor. ..... kaymakamlığına telefon edip ilgiliyi buldum, durumu anlattım. cevap:
" gardaşım sen dilekçeni havale ettürdün müüü?"
"yoook, posta ile yolladım" 
"gardaşım bir kere elden müracaat edcen, havale ettürüp, jandarma komutanlığına getcen, bu memlekette işünü kendin taküp etcen, sen heç devlet daüresinde iş yapmedün müü?"
"şımcık ben arkedeşümün dedüğü gibin yapüp, artık buundan sonre kendü işümü kendüm taküp edcen"
hayırlı işler.
not: tabancayı devlet bize 1400 dolara sattı (işimiz icabı almak zorunda bırakıldık). şimdi satmaya kalksan kimse bir milyar vermiyor. taşıma ruhsatının beş senelik harcı vs. bir milyar. herkes bilsüün.

 

 

          geri dön                                                                                                                                                              başa dön

 

Oğlunuz öldü kârlısınız

Detaylı Resim

Tazminat isteyen aileye bilirkişiden şaka gibi rapor: Aile, çocuğun yetişmesi için yapacağı masraftan kurtulmuştur

11/05/2005  VATAN GAZETESİ

Diyarbakır'ın Köseli Köyü'nde 23 Nisan 2003'te meydana gelen kazada, 73 AH 554 plakalı otobüsün çarptığı ilköğretim okulu ikinci sınıf öğrencisi Mekki Ayaz yaşamını yitirdi. Yapılan incelemede otobüs sürücüsü yüzde 75, Mekki ise yüzde 25 kusurlu bulundu. Baba Medeni Ayaz, 4.5 milyar lira tazminat talep etti. Ancak otobüsü sigortalayan şirket bu ödemeyi yapmayınca aile, Bismil Asliye Hukuk Mahkemesi'nde geçen yıl tazminat davası açtı. İlk duruşmadan sonra, kusur ve tazminat hesaplamasının bilirkişi tarafından yapılması için, dosya Ankara nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderildi.

İşte gerekçeleri
Ankara 25'inci Asliye Hukuk Mahkemesi, konunun uzmanı olduğu gerekçesiyle Avukat Sema Güleç'i bilirkişi atadı. Güleç raporunda, Ayaz ailesinin çocuğunu büyütmek için 55 milyar 926 milyon 240 bin 197 lira masraf yapacağını, buna karşılık çocuğun 18 yaşından sonra annesi ve babasına katkısının 13 milyar 234 milyon 447 bin 990 lira olacağını belirtti.

Güleç, raporla ilgili gerekçelerini ise şöyle sıraladı: "Yörenin ve ailenin sosyal konumu gereğince çocuk üniversite eğitimi almayıp, 18 yaşından sonra çalışmaya başlayacaktır." "Nüfus kaydına göre 1995 doğumlu olup olay tarihinde 8 yaşındadır. Kalan ömrü 55 yıl 10 ay 3 gün, muhtemel ömür sonu 2058 yılıdır." "18 yaşına doldurduğunda çalışmaya başlayacak, 2015 yılında askere gidecek, dönüşte 2 yıl evlenmeyecek, daha sonra evlenerek aileye destek oranı azalacaktır." Raporda, Mekki'nin ölmesi nedeniyle ailenin 42 milyar 691 milyon 792 bin 207 lira masraftan kurtulduğu vurgulandı. Rapora ailenin avukatı itiraz edince, dosya bu kez Ankara 2'inci Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderildi. Bu mahkeme de Avukat Nurdane Kara'yı olayla ilgili bilirkişi tayin etti.

İkinci raporda aynı
Bilirkişi Kara'nın verdiği rapor ise ilkini aratmadı. Avukat Kara hesaplamada, ailenin çocuğunu yetiştirmek için 54 milyar 528 milyon 284 bin 230 lira harcayacağını, çocuğun 18 yaşından sonraki kazancının ise 15 milyar 437 milyon 200 bin 397 lira olacağını, çocuğun kazancı ailenin harcayacağı paradan düşüldüğünde, ailenin 39 milyar 91 milyon 83 bin 833 lira harcamadan kurtulduğu vurgulandı, "destekten yoksun kalma tazminat alacağının olmadığı" ifadesine yer verildi.


Sonuç alamazsak AİHM'ye başvuracağız
Bismil Asliye Hukuk Mahkemesi, gelen iki bilirkişi raporu doğrultusunda, 18 Mayıs'ta yapılacak duruşmada tazminat talebiyle ilgili kararını verecek. Ailenin Avukatı Kenan Ceylan, davayı kaybetmeleri halinde temyiz edip, bilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulunacağını söyledi. Ceylan, "Böyle raporla ilk kez karşılaşıyorum. Davadan sonuç alamazsak, Avrupa İnsan lakları Mahkemesi'ne başvurucağız" dedi.
 

YORUM:  Bilirkişi olacak kişiler "Avukat". Okumuşlar, okutulmuşlar. Al birini vur ötekine. Kimlere "emanetiz" yüce Tanrım!

Uzun yorumlamayacağım.

  1. Milletler fertlerden oluşur. Her doğan tükettiğinden fazla üretirse o millet kalkınır, refaha ulaşır. İnsanlık geliştiğine göre, her doğan tükettiğinden fazla üretiyor demektir. Eğer aksi varit olsa o "avukatlar" şimdi dağda davar güdüyorlardı.

  2. "Avukatların" dediğine göre: Doğur, doğur arabaların altına at, "ZENGİN" ol. Vahhlar olsun.

                    geri dön                                                                                                                                                       başa dön

Vah Yurdum vergi vereni VAH!!!!!

Bakın Allah'ın işine; Sayın Süzer bankasına el konulmadan haberini 1 AY önceden alabiliyor, Sayın Devlet yetkilileri ellerindeki onca imkana rağmen amcamın batacağından habersizler.

Aşağıda Sn. Süzer'in, Sn. Devlet yetkililerine bakışını izliyorsunuz

(Sabah Gzt. 27.06.2005)

 

Mustafa Süzer
Gökkafes'i bankasına el konulmadan sattı

Kentbank'ın eski sahibi Süzer, BDDK'nın 380 milyon dolar değer biçtiği Gökkafes'i bankaya el konulmadan bir ay önce Hollandalı şirkete satmış.

9 Temmuz 2001'de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredilen Kentbank'ın eski sahibi Mustafa Süzer, 'en değerli varlığı' Gökkafes'i, bankaya el konulmadan kısa bir süre önce Hollanda merkezli bir şirkete değerinin çok altında satmış. Satış operasyonu Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nın mal kaçırma olabileceği düşüncesiyle Adalet Bakanlığı'ndan yardım istemesi üzerine ortaya çıktı. Belgelere göre, Süzer, Gökkafes'in bağlı olduğu Dolmabahçe şirketinin önce yüzde 24'ünü evrak üzerinde Hollandalı Interproperty adlı şirkete 2.3 milyon dolara sattı.

YÜZDE 62'YE ÇIKTI
Süzer yetkilileri ise Hazine'ye satışın nominal değerler üzerinden bildirilmesi nedeniyle düşük kaldığını asıl satış değerinin 33 milyon dolara ulaştığını söyledi. Oysa BDDK'nın savcılığa gönderdiği rapora göre Gökkafes'in değeri 380 milyon dolar. Operasyon, hisselerin yüzde 24'ünün satışıyla da bitmiyor. Dolmabahçe AŞ, satıştan sonra yapılan sermaye artırımına Süzer Grubu katılmayınca Hollandalı şirket hisselerin yüzde 62'sini ele geçiriyor. Bu artırımla şirketin sermayesi 2.7 trilyon liradan 13.9 trilyon liraya çıkarken Süzer'in payı yüzde 32'lere kadar geriliyor. TMSF'nin son tespitlerine göre Süzer Grubu, Kentbank'tan 250.9 milyon dolar kredi kullandı. Kullandığı krediler karşılığında Süzer'den 132.9 milyon dolar talep eden TMSF'nin 2004 sonu itibariyle yapabildiği tahsilat ise sadece 12.4 milyon dolar. Süzer, 2001'de 681 milyon dolarlık zararla TMSF'ye devredilen Kentbank'ın el koyma kararına itiraz etmişti. Danıştay da Kentbank'ın el konulmasından önce yeterli süre verilmemesi gerekçesiyle kararı iptal etmişti.

geridön                                                                                                                                                   başa dön

Kazanç sıralamasında Bush zirvede, Erdoğan ilk 20’de

Mehmet ÇİFTÇİ / MADRID, (DHA)

 

Dünyanın en yüksek maaş olan hükümet ya da devlet başkanının ABD Başkanı George W. Bush ile Serbest İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese olduğu açıklandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk 20’de yer aldığı listenin sonunda Bolivya Devlet Başkanı Evo Maroles ile Hindistan Başbakanı Manmohan Singh yer alıyor.

İspanya’da yayınlanan El Mundo gazetesinin haberine göre, dünyanın en fazla maaş alan liderleri listesinde 22 bin 834 Euro ile zirveye oturan Bush’u, 22 bin 784 Euro ile İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese takip ediyor. 3’üncü sırada 21 bin 262 Euro maaş alan Almanya Başbakanı Angela Merkel yeralırken, 4’üncü sırada 20 bin 775 Euro ile Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer bulunuyor.

15 bin 240 Euro kazanan İngiltere Başbakanı Tony Blair 6’ncı sırada. Ayda sadece 6 bin 714 Euro kazanan Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac ilk 10’a giremedi. Listeye göre aylık maaşı 4 bin 250 Euro olan Rusya Devlet Başkanı Vladamir Putin’i, 4 bin Euro ile Başbakan Recep Tayip Erdoğan izliyor. Erdoğan bu rakam ile Avrupa’nın en iyi maaş alan liderleri arasında ortalarda yeralıyor.

Ayda 667 Euro kazanan Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales ile 650 Euro geliri olan Hindistan Başbakanı Manhoman Singh’da dünyanın en az maaş alan liderleri arasında. Avrupa’da en az maaş alan lider 900 Euro ile Bulgaristan Başbakanı Sergey Stanişev.

NOT: Siz bir de İMKB Başkanı ve de TAKAS BANK Genel Müdürü gelirine bakın,

Bush YANLARINDA çırak KALIR.

TIKLAYINIZ 2002 yılında konuyla ilgili yazdığım yazıyı okuyunuz lütfen

    

 geri dön                                                                                                                                                   başa dön

Sn. Doç. Dr. Doğan CANSIZLAR

BAŞBAKANLIK SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI

ANKARA                                                                                                    26.09.2006

Konu     : SPK Gayrimenkul değerleme sertifika sınavları

İşletme lisansı ve yurt içi - dışı 45 yıllık deneyime sahip Makine Y. Mühendisi’yim (İTÜ). Bu yılların en az 15 yılını tesis değerlemesi yaparak geçirdim (bina, gemi, tesis, tesisat, makine vb.) Ayrıca ülkemizde 1986 yıllarında DPT+Morgan Guaranty+TSKB tarafından ortaklaşa yapılan ilk “Özelleştirme Master Planının” çalışmalarında TSKB Teknik grubunun başında olan iki kişiden biriydim.

 Şimdi SPK Gayrimenkul değerleme sertifikası almak için sınavlara girmekteyim, 3. defa dün “Mesleki mevzuat ve Etik” sınavına girdim ve dayanamayarak aşağıdaki tespit, şikayet ve dileklerimi sıralamak ihtiyacını duydum.

 1.       Gayrimenkul denince akla sadece arsa, arazi ve bina gelmekte. Halbuki bir binada dahi inşaat, makine, tesisat (sıhhi, elektrik, klima, ısıtma, bağlantı vb.) bulunur. Kaldı ki konu sadece bina, arazi değil bir tesis olabilir: rafineri, liman, gemi, havaalanı, atom santralı, hayvan kesim hanesi, tekstil vs. gibi. Bu objeleri değerlemek bir grup işidir ve birçok disiplinden ihtisas sahibi uzmanların yapması ancak sağlıklı sonuç verir. Bu şekildeki sertifikalı 4 senelik üniversite mezunu veya herhangi beşi bir arada da olsa YAPAMAZ.

2.       Konu sınavlara, muhtelif branşlardan kişiler tabi tutulmakta ve 5 konuda başarılı olanlara aynı sertifika verilerek yeterli bulunmaktadır. Halbuki değerleme ana konusunun özüne yakın disiplindeki (teknik) kişilere bu hak verilmeli ve gerekli yardımcı konularda ilgili disiplinlerden yardım alması şart koşulmalıdır.

a.       Hukuk eğitimi alanlardan “Finans Matematiği”, teknik eğitim alanlardan “gayrimenkul mevzuatı” (ki bu gayrimenkulun 10-15 kanunla olan ilişkisini içermekte), güzel sanatlar (iç-mimar) eğitimi alanlardan hepsini bilmesi veya öğrenmesi istenmektedir.

b.       Mesleki mevzuat ve Etik sınavlarında kanunları bilmek yeterli olmayıp, bir de bu kanunlarla ilgili “tebliğleri” bilmek gerekiyordu. Bunu 4 sene hukuk eğitimi yapmış, 10-15 yıl deneyimi olan hukukçuların bile kitaba bakmadan yapacağından emin değilim. Ancak bu konuda kamu kuruluşlarında çalışanların cevaplayabileceği sorulardı, onların da diğer sınavlarda başarılı olacağı beklenemez. Değerleme yapacak kişinin “İnşaat Muhasebesinin” aktarma hesaplarını bilmesi gerekli midir? Yoksa Y.M.M. denetimli muhasebe çıktıları yeterli midir? Sorular ve cevaplar amaca uygun olmalıdır.

3.       Sınavlarda soruların kişilerce alınması, yayınlanması YASAK. Neden?

a.       Sınava giren kişi hangisini doğru, hangisin yanlış yaptığını nasıl anlayıp kendisini düzeltecek?

b.       Devletin vatandaşını eğitmesi “ANAYASAL HAK” değil midir? Soruların doğrusuyla birlikte yayınlanıp, yanlış yapılanların doğrusunu öğrenmek, öğretmek gerekmez mi? Vatandaşlık Hakkı değil mi?

c.       Sorular “DEVLET SIRRI” mıdır? Sınavlar bilenle bilmeyeni ayırt etmek yanında eğitimin bir parçası değil midir?

d.       Sorular uzun ve şaşırtmacalı sorulmakta, test olduğu için kısa süre verilmektedir, AMAÇ nedir? Örnek: “bir kişi filanca yere gitmemek için hangi yolu seçmemelidir” gibi çift negatifli sorular. Gaye bilgi derecesini ölçmekse test sınavlarında sorular net ve kısa olmalıdır. Sorularda sadece kanun ve madde nosu vermek, kısaltmadan öte bir  amaç ve anlam mı taşımaktadır? Soruları hazırlayıp soranları kim denetler?

4.       Tüm koşulları tespit eden SPK neden sınavlara hazırlanmada vatandaşlara eğitim konusunda yardımcı olmaz?

Yazılacak daha fazla konu olmasına rağmen bir sayfada bitirip gereğinin yapılması hususunu emirlerinize arz ederim.

Saygılarımla

Ertan BOĞAZLI

 Gereği: SPK Başkanlığı

Bilgi:     T.C. Cumhurbaşkanı Sn. Ahmet N. SEZER

            T.C. Başbakanı Sn. Recep T. ERDOĞAN

 

 

 

hala bir site sahibi deðilseniz ATSHOSTING    #1 for the web hosting atshosting

www.sinanoglu.net

orada bir köy var bizim KÖYÜMÜZ www.yigityolu.com